AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Gothic Mimari Tanımı ve Çeşitleri

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
TERLAN
Kurucu
Kurucu
avatar


İsim İsim : Mehdin
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 3884
Başarı Puanı Başarı Puanı : 8820
+ Rep Puanı + Rep Puanı : 9
Doğum tarihi Doğum tarihi : 01/08/96
Kayıt tarihi Kayıt tarihi : 03/07/13
Yaş Yaş : 22
Nerden Nerden : >Diyarbakır<
Hobiler Hobiler : Kitap okumak :)
Lakap Lakap : Tertions <3

MesajKonu: Gothic Mimari Tanımı ve Çeşitleri   Perş. Ağus. 22, 2013 2:16 am

Tüm sanat dallarında görülmekle birlikte Gotik daha çok bir mimarlık üslubudur. Avrupa’da Roman mimarlığından kaynaklanacak 12.yy ikinci yarısında ortaya çıkan Gotik Mimari, klasik mimarinin doğduğu 16.yy ortalarına kadar varlığını sürdürmüştür. 
Gotik kentlerle birlikte doğduğundan aynı zamanda bir kent üslubudur. 13.yy kilisenin kent ve kent yaşamı üzerinde büyük etkisi olmuştur. Bu nedenle Gotik üslup kiliselerle en güzel örneklerini vermiştir. Katedraller Gotik sanatının anıtsal bir ifadesi olmuştur. Şehirler arasında en mükemmel katedralle sahip olma gibi bir rekabet uyanmıştı. Bu eserler dini bir inançla tanrıya ulaşmak için büyük çabalarla yapılıyordu. Bunun yanı sıra bu dönemde Şark ve Bizans etkisinden uzak yeni bir sanat arayışı vardı. hayali şekillerden uzaklaşılarak tabiata ve hakikate yaklaşıldı. Tüm bu etkenler Gotik Mimarinin gelişmesini tetiklemiştir. 
1400 yıllarında gotik mimarlığın en gelişmiş örnekleri Fransa’nın kuzey kesiminde Paris çevresinden Saint – Denis ve Chartres’ı da olarak, Champagne bölgesine kadar uzanan bölgede verilmiştir. Bu bölgede 12 ve 13. yy yapılan bir dizi katedralde Gotik mimarinin temel yenilikleri ortaya konulmuştur. Tam anlamıyla ilk Gotik yapı Fransa’daki Saint Denis ketedelidir. Oysa bu sıralarda diğer bölgelerde hala roman üslubu sürmekteydi. 
Roman mimarisinden kaynaklanan Gotik üslup bu mimariye tam anlamıyla ters düşer. Roman mimarisinde yapının ağırlığı duvarlara verilir; duvarlar kalın ve sağlam yapılırdı. Bundan dolayı kiliselerin içi karanlık olurdu. Bu durum da insanda bir denge, bir kütle duygusu uyandırırdı. Oysa Gotik yapılarda bu ağırlık direkter ve peyendelara yüklenmiştir. Direkten kemerlerle birbirine bağlanmış dıştan da başka kemerlerle desteklenmiştir. Bu özellikler insanda yapının gökyüzüne yükseldiği düşüncesini doğurur. Gotik üslubun büyük bir hızla gelişmesi, ortaçağ’ a özgü dinsel yapılara sivri kemeri getirmesi sayesinde olmuştur. 
Gotik mimarinin başlıca özelliği sivri kemer çaprazı kullanımıdır. Kırık kemer, destek kemer ve sivri kemerler oluşturmak için birleşen silmelerin kesiştiği noktalara oturtulan tonozlar bu üslubun belirgin özelliklerini oluşturur. Tonozların kullanımıyla hafif ve hareketli bir çatkı görünümündeki yapı iskeletleri hantallıktan kurtarılmıştır. Hem kesişen güç çizgileri arasındaki dengeyi göstermesi hem de sahnın ışık alımını kolaylaştırması bakımından tonozlar bu mimaride önemlidir. Gerçekten, artık birer destek olmaktan çıkan duvarlarda geniş pencereler açılmıştır. Duvar resimlerinin yerini içeriye renkli ve hafif bir ışığın süzülmesini sağlayan ve gökyüzünden yere yansıyan Tanrı bağışının simgesi sayılan vitneyler almıştır. 
Gotik mimaride hemen her zaman tepe noktasında bir açı oluşturan kırık kemer kullanılır. Git gide uzayacak, klasik oranların dışına çıkan ayaklar bazen silindir biçiminde ağır sütunlar halindedir. Bazen de bir araya toplanmış bir sütunlar demetini andıracak biçimde yontulmuşlardır. Bu mimari üslupta açıklıklar ve dikey çizgiler egemendir. Fransa’da farklı mekan ve kütleleri gruplayan Romanesk kiliselerin tersine Gotik mimarlık birleştirilmiş tek bir mekan anlayışına eğilim gösterir. 
Önceleri çok sade olan cephelerde, zamanla zengin süslemelerle bezenmiş geniş kapılar açılmış, çok sayıda heykel ve alçak kabartmalara yer verilmiştir. Bunlar adeta taşa aktarılmış, dinsel ya da din dışı görüntülerin sergilendiği gerçek birer yapıt niteliğindedir. 
Gene cepheler, kare ya da sekizgen kulelerle, bu kulelerde bütünün yukarı doğru yükselmesine katkıda bulunan küllah ya da oklarla süslüdür. 
Çok yönlü olan Gotik mimarlık kısa sürede gelişti, çeşitli dönem ve ülkelere göre, çoğu kez birbirinden farklı görünümler kazandı. Gotik üslubun Erken Gotik, Işınsal Gotik ve alevli gotik gibi dönemleri vardır. Bu dönemler her ülkede farklı tarihlerde ortaya çıkmış ve gelişmişti. 


İLK GOTİK ( Erken Gotik ) 


12.yy sonlarında başlayarak bütün 13.yy boyunca süren ilk Gotik üsluptaki yapılar arasında önce ( 1150 ) Noyon, Loon, Notre – Dame ( Paris’te 1160’da ), Chartres ( 1195 – 1260 ) katedralleri sayılabilir. 1190’a doğru, bu yeni üslupta çalışan mimarlar, sanatlarının en üstün düzeylerine ulaştılar ve 1190 –1260 arasında Gotik sanat altın çağını yaşadı. Reims ( 1211 – 1481 ), Bourges, Bequvais, Amiens katedralleri bu dönemde yapıldı. Ardından Gotik üslup, Almanya’ya sıçradı ve orada yaygınlaştı. Bemberg, Limburg ve Magdeburg katedralleri yapıldı. Fransa’da ki en önemli klasik – gotik katedraller Chartres, Reims ve Amiens’dir. Notre Dame Katedrali (Göklerin Kraliçesi) kardinal makamı ve Fransa krallarının taç giyme yeri olması bakımından önemlidir. 
Yapıların boyutları büyüyünce kapılarının da bir sütun ya da orta ayakla iki parçaya ayrıldığı görülür. Bunların üstünde yer alan kemer, silmelerle süslenmiştir, kapı ya da pencerelerin yan dikmeleri ise duvardan tümüyle ayrılmış küçük sütunlarla süslüdür. Tonozun tepesinde boylamasına bir nervür bulunur. 
Gotik mimarlık İtalya’ya 12.yy da Citeoux rahipleri tarafından yasak kelimeürüldü. Bu rahipler çok sayıda manastırın (Fossenove, Casamari, Sen Galgano) yapımına ön ayak oldular. Söz konusu yapılarda üslup, son derece arı ve Fransa’da ki örneklerine yakındır. Ancak bunlar üslubun kural dışı örnekleri sayılır; çünkü çoğu zaman bu ülkede gotik üslup çok yaygın olan roman üslubu öğeleriyle çatışmıştır. Bu nedenle de bazen tutarsız, ama çoğunlukla özgün yapılar ortaya çıkmıştır. 


IŞILTILI GOTİK (PIRILTILI GOTİK) 


Mimarlık yapılarının yetkinliği gün geçtikçe yukarıya doğru yükselme kaygısıyla bozuldu ve erken gotik mimarisinin yerini pırıltılı gotik aldı. (1260 – 1380) 14. yy da yapılan dinsel yapılar gotik sanatının bu dönemde tam bir gelişme içinde olduğunu gösterir. Bu dönemde gotik mimari görkemli biçimlerden hiçbir şey yitirmeden, dinsel düşünceyle bağdaşabilecek zarifliğe ulaşmıştır. Işını gotik üslubunun temelde hiçbir değişiklik getirmediği, yalnızca ayrıntılarda büyük ölçüde ayrım gösterdiği söylenebilir. Artık açıklıklar özellikle de pencereler genişletilmiş, çapları büyütülmüştür. Ayrıca ayaklar da her birinin bir başlığı ve bir oturtması bulunun sütunlar demetine benzer biçimde yapılmaya başlanmıştır. Işıltılı gotik üslubunun en ilgi çekici örneği yapımına 1277 yılında başlanmış olan ve tonozunun yüksekliği 30m’ye ulaşan Strasbourg Katedrali’dir. Ayrıca Metz Katedrali’de bu dönem örneklerindendir. 
Pırıltılı gotiğe denk düşen “dikey üslup” un geliştiği İngiltere’de ise gotik mimarlık başlangıçta Fransız gotiğine yakındı. Ancak kısa sürede çok farklı esin kaynaklı ve son derece özgün yapıtlarla ondan ayrıldı. Sivri kemer oluşturan silmeler, destek kemerler, kaburgalı tonozlar, birer destek olmaktan çıkıp, süs niteliği kazandılar. 


ALEVLİ GOTİK 


1380 – 1540 yılları arasında Avrupa gotik üslubu, yeni bir evrim daha geçirerek “alevli gotik” adını aldı. Yüksek gotiğin ortaya çıkışından itibaren Fransa’yı velze salgını, iç savaşlar ve İngiltere ile olan yüzyıl savaşları perişan etmiştir. Bu kötü durum ortadan kalkıp tekrar inşaat yapılmaya başlanınca mevcut katedral tipi yeniden ele alındı. Artık süs öğeleri mimariyi geride bırakmak ön plana geçmişti. Kısa süre sonra, kendilerini taştan danteller gibi saran çok sayıda heykel ve süslerin altında, yapılar neredeyse gözden silindi. Yani alevli denilen üslupta süsleme en önemli hale geldi ve tonozların üstü karmaşık bir nervürler ağıyla örtüldü. Aynı zamanda her kesişme noktası bir gül ya da yıldız bezekle bezendi. 
Alevli gotiğe geçişte yaşanan evrim özellikle İngiltere’de daha da belirginleşti. “Dikey üslup” un yerini “süslü üslup” aldı. Almanya’da ise güçlü ve gerçekçi bir heykelcilik anlayışı, Fransa’da ki yapıların ölçülülük ve zarifliğine ters düşen bir coşku ve zenginlik ortya konmasına yol açtı. (Noumburg, Bemberg, Freiburg katedralleri) 
İtalya’da da aynı üslupla 13. yy da yapılmış pek çok anıt vardır. Bunlardan en eskisi Assisi Kilisesi, en önemlisi de Milano Katedrali’dir. Bütün Avrupa’ya yayılan alevli gotik üslubunun en uç ve abartılı örnekleri İspanya’da verilmiştir. Örneğin San Pablo Kilisesi. Ayrıca İspanya’da Arap istilasına uğramış yerlerde “Mutejar” adı verilen bir üslupta oluşmuştur. Bu yörelerde gotik üslubun özelliklerine İslam mimarlık öğeleri karışmıştır. Portekiz’de ise Kral I. Manuel döneminde alevli gotik üslubu egzotik biçimler eklenerek daha da güçlenmiş ve “Manuel üslubu” denilen bir üsluba dönüşmüştür.

 

KaranLık,
bir ışıkLa dehşet verir asLında,
Çünkü yaLnız kaLamazsın;
göLgen vardır yanında!!!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://notnullteam.yetkin-forum.com
 
Gothic Mimari Tanımı ve Çeşitleri
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Kendimizi tanıtma

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Kanserojen NGHT :: Hayat ve Eğlence :: Emo ve Gothic :: Gothic Mimari-
Buraya geçin: